SADECE ÜÇ OY: ULUS DEVLETİN VİCDAN ANI
1 Mart 2003 Tezkeresi Üzerine
Enis Tütüncü
(1 Mart 2026)
(1983 SODEP Kurucu Üyesi, 18., 22. ve 23. Dönem Tekirdağ Mv.)
1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.
O gün oylanan yalnızca yabancı askerlerin Türkiye topraklarından geçişi değildi. Asıl mesele; Cumhuriyet Halk Partisi’nin, geçmişte bedelini ağır ödediği askeri vesayetle malul ulus-devlet aklından koparak, ABD’nin emperyalist anlayışına karşı ulusal haysiyet temelinde yeniden mevzilenip mevzilenmeyeceğiydi.
Bu tutum; 12 Eylül sonrasında ABD’nin Ankara Büyükelçiliği kriptolarına kazınan “bizim çocuklar” anlayışının devlet aklından silinmeye çalışıldığı bir zihinsel dönüşümün işaretiydi. Ulusal haysiyet, tam bağımsızlık anlayışı temelinde yeniden şekilleniyordu.
Tezkereye hayır diyen 22. Dönem milletvekilleri, bu haysiyetin tarihe nasıl not düşebileceğini gösterdi.
Birer oyla, birer duruşla…
O gün Meclis’te AK Parti’nin 362, CHP’nin 177 milletvekili vardı. Siirt seçiminin iptali nedeniyle üye sayısı 547’ye düşmüştü. Oylamaya 533 milletvekili katıldı; 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oy kullanıldı, Anayasa’nın öngördüğü 267 salt çoğunluk sağlanamadığı için tezkere kabul edilmedi.
AK Parti’nin sayısal üstünlüğüne rağmen kabul oylarının 264’te kalması, parti içinden yaklaşık 100 milletvekilinin fire verdiğini gösteriyordu. Bu firelerin bir bölümü ret oyu kullanmış, bir bölümü çekimser kalmış, bir bölümü ise oylamaya katılmamıştı.
CHP ise başından itibaren tezkereye kararlı biçimde karşı çıktı. Mazereti olan dört üye dışında CHP Grubu firesiz şekilde “ret” oyu kullandı. Deniz Baykal’ın tezkerenin reddini savunan etkili konuşması, Meclis’teki vicdani yönelimin şekillenmesinde belirleyici oldu.
Tezkerenin reddi, ulus-devletin emperyalizme karşı yeniden mevzilenmesi açısından tarihsel bir sorumluluk anıdır. O gün Meclis’te devlet; tankla, bütçeyle ya da güçle değil, ortak ulusal vicdanın ürettiği irade ile temsil edilmiştir. CHP Grubu ile AK Parti içinden yaklaşık yüz milletvekilinin buluştuğu yer tam da burasıdır.
Evet, üç oy hayatiydi.
O üç oy olmasaydı, tezkere geçecekti.
Tezkerenin kabulü hâlinde Türkiye, Ortadoğu’da yürütülen küresel bir savaş planının parçası hâline gelecekti. Atatürk’ün kurduğu ulus-devlet, kendi halkının iradesinden koparak küresel güç merkezlerinin bir aygıtına dönüşecekti.
Ret kararı kusursuz bir siyasal aklın ürünü olmayabilir. Ancak tartışmasız biçimde vicdanlı bir devlet refleksi olmuştur.
Ne var ki 1 Mart’ta Meclis’te korunan bu egemenlik alanı, sonraki yıllarda farklı araçlarla aşındırılmıştır. Ulus-devletin emperyalizme karşı yeniden mevzilenme duyarlılığına sahip çıkılması; Türk askerinin başına çuval geçirilmesi, Deniz Baykal’ın kaset kumpasıyla tasfiye edilmesi ve ordu ile bürokrasideki yeni devlet aklının Ergenekon süreçleriyle budanması gibi ağır bedellerle karşılaşmıştır.
Günümüz dünyası açıkça göstermektedir ki, ulus-devletlerin yeniden yapılanmasının engellenmesi barış getirmemiş; savaş, göç ve kaos üretmiştir. Bu nedenle 1 Mart 2003, yalnızca Türkiye için değil; vesayetten arındırılmış ulus-devlet modelinin günümüz dünyasında hâlâ gerekli olup olmadığının yeniden düşünülmesi gereken tarihsel bir eşiktir.
Tarih, Ulus-devletleri kuran aklın barışçı olamadığını göstermiştir. Tek istisna “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyetidir. Atatürk’ün, “lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmıyorsa savaş cinayettir” ve “Türk milletini demokrasiden başka bir şekilde yönetme imkânı yoktur” sözleri bu anlayışın özüdür.
Türkiye’nin bugün; “Ne mutlu Türküm diyene” ilkesini kapsayıcı bir yurttaşlık bilinciyle yorumlayan, katılımcı ve çoğulcu demokrasiyi işleten, insan odaklı yeni bir ulus-devlet yapılanmasına ihtiyacı vardır.
Gerçek şu ki; ABD’nin çıkar hesaplarının değil, Kıta Avrupası’nın tarihsel vicdanının, egemenliğine sahip çıkan demokratik bir Türkiye’ye ihtiyacı olabilir.
Bazen tarih tek bir parmakla yazılır.
1 Mart’ta üç parmakla yazıldı.
Ve o üç oy, Türk milletinin onursuz bir savaşın dışında kalmasını sağladı.
Bu, az şey değildir.





