Warning: include(/home/bscbili1/ortakakil.org.tr/wp-content/mu-plugins/gd-system-plugin/object-cache/legacy-object-cache.php): Failed to open stream: No such file or directory in /home/bscbili1/ortakakil.org.tr/wp-content/object-cache.php on line 29

Warning: include(/home/bscbili1/ortakakil.org.tr/wp-content/mu-plugins/gd-system-plugin/object-cache/legacy-object-cache.php): Failed to open stream: No such file or directory in /home/bscbili1/ortakakil.org.tr/wp-content/object-cache.php on line 29

Warning: include(): Failed opening '/home/bscbili1/ortakakil.org.tr/wp-content/mu-plugins/gd-system-plugin/object-cache/legacy-object-cache.php' for inclusion (include_path='.:/opt/alt/php83/usr/share/pear:/opt/alt/php83/usr/share/php:/usr/share/pear:/usr/share/php') in /home/bscbili1/ortakakil.org.tr/wp-content/object-cache.php on line 29
2024 YILI BAŞINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ - Sorunlar ve Öneriler - Dr. Ali Tigrel DPT Eski Müsteşarı - Ortak Akıl Politika Geliştirme

1.   Giriş

Cumhuriyetimizin 100. Yılını geride bırakan Türkiye ekonomisi ciddi zorluklarla karşı karşıya bulunuyor. Neden böyle oldu? 6 Şubat Depreminin yaşandığı, Genel Seçimlerin yapıldığı 2023 yılının ardından zor bir yıla giren ekonominin karşı karşıya olduğu sorunlar ve riskler nelerdir? Ne gibi tedbirler alınmalıdır?

Bu yazımızda konu ile ilgili düşüncelerimizi ve çıkış yollarını özetleyeceğiz.

  1. 2022 Yılı Sonu İtibariyle Durum

 2021 yılı Eylül ayından itibaren “faiz neden-enflasyon sonuç” iddiası altında bilim dışı bir yaklaşımla ve siyası baskılarla Merkez Bankası’nın başlattığı faiz indirimleri sonucunda kur ve hemen akabinde enflasyonla birlikte negatif reel faiz hızla yükselmeye başlamıştır. Düşük faiz–yüksek kur politikasına dayanan ve hiçbir bilimsel mantığı olmayan bir yaklaşım yüzünden ekonominin tüm iç ve dış dengeleri hızla bozulmuştur.

2022 yılının ikinci yarısında sanayide üretim ve istihdamda gözlenen yavaşlamayla birlikte yıllık büyüme hızı yüzde 5,5 olarak gerçekleşmiştir. İnşaat, ticaret ve finans sektörlerinin büyümeye katkısı gerilemiştir. Ukrayna-Rusya savaşının etkisiyle uluslararası enerji ve gıda fiyatlarındaki yükseliş, ulaştırma ve borçlanma maliyetlerinde artış ve AB ekonomisindeki yavaşlama büyüme performansını aşağı çekmiştir.

Elimizdeki veriler Hükümetin büyük ümitler bağladığı ihracata dayalı büyüme politikasını desteklememektedir. Özel tüketime dayalı büyüme, enflasyonu ve ikiz açıkları artırmıştır. Net ihracatın büyümeye katkısı 2021 yılında 5,0 puan iken 2022 yılında 0,7 puana gerilemiştir.

2022 yılında TÜFE artış hızı yüzde 64,3 olarak gerçekleşmiştir. Ancak aynı yılın Kasım ayı itibariyle TÜFE yıllık artış hızı yüzde 84,4 olmuştur. Burada söz konusu olan yirmi puanlık düşme baz etkisinden kaynaklanmıştır. Enflasyon Araştırma Grubuna (ENAG) göre, 2022 TÜFE artışı yüzde 137,55’tir.

TCMB kaynaklı TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru (2003=100) 2021 ortalaması 60,41, 2022 ortalaması 54,37 olup TL daha da değer kaybetmiştir. İkiz açıklar, dış borç yapısı ve servisi, Türkiye’nin yüksek CDS risk primi, negatif düzeyde net döviz rezervleri, borçlanma (döviz) ihtiyacı, enerji ithalatına bağımlılık, kısaca ekonominin kırılgan yapısı TL’deki değer kaybının devam etmesine neden olmuştur.

2021-2022 döneminde dış ticaret açığı 29,3 milyar dolardan 89,6 milyar dolara, cari açık ise 7,2 milyar dolardan 49,1 milyar dolara yükselmiştir. Cari açık/GSYH oranı yüzde 0,89’dan yüzde 5,42’ye çıkmıştır. Bu oran son on yılın en yükseğidir. Doğrudan yabancı yatırım (FDI) girişi 2010’lardaki düzeyinin oldukça altındadır.

Cari açığın finansmanı istikrarlı kaynaklardan kırılgan kaynaklara kaymıştır. Bu durum risklidir ve sürdürülebilir değildir. 2022 yılında net hata ve noksan kaleminden döviz girişi 26,2 milyar dolar ile rekor kırmıştır (TCMB). Cari açığın yarısından fazlasını finanse eden ve rezerv birikimine katkıda bulunan kaynağı belli olmayan bir döviz girişi söz konusudur.

Dünyada artan enflasyon karşısında önemli merkez bankaları parasal sıkılaşmaya gitmişlerdir. Türkiye’de ise risk priminin (CDS) yüksekliği Türkiye’nin dış finansman olanaklarını kısıtlamış, maliyetleri yükseltmiş ve büyümenin finansmanı ile dış borç servislerini zorlaştırmıştır. 29 Aralık 2022 itibariyle Türkiye’nin 5 yıllık CDS primi 513 olarak gerçekleşmiştir. Yükselen piyasa ekonomilerinde söz konusu risk primi ortalaması 238 olmuştur.

Yurtiçi talebe dayalı ekonomik büyüme iddiasının istihdam yaratma gücü çok zayıf kalmıştır. TÜİK’e göre işsizlik oranının 2022 yılında yüzde 10,4’e gerilemesi gerçekleri yansıtmamaktadır. Geniş tanımlı işsizlik oranı yine TÜİK’e göre 2022 yılında yüzde 21,1 olmuştur. Ne eğitimde ne de istihdamda olan genç nüfusun 15-24 yaş grubuna oranı 2022’de yüzde 24,2 olarak gerçekleşmiştir.

3.   2023 Yılı Sonu İtibarıyla Durum

Türkiye ekonomisinin karşı karşıya bulunduğu temel sorunlar; kronik ve yüksek seviyedeki enflasyon, artan ve yaygınlaşan yoksulluk,  ikiz açıklar, yurt içi tasarrufların yetersizliği, giderek ağırlaşan iç ve dış borçlar, aşırı negatif seviyedeki net rezervler, TCMB’nin para politikası kararlarına ve düşen CDS primine rağmen yabancı kaynak girişinin yeterli ve beklenen seviyede olmaması, KKM ve KÖİ yükleri ve nihayetinde kapsamlı, gerçekçi, yapısal reformlara ağırlık veren bir programın izlenmemesidir.

Ülkenin dış piyasalarda itibarı  düşük olduğu için yeni bazı atamalara ve alınan önlemlere rağmen ekonomiye güven gelişmekte olan ülkelerin oldukça gerisindedir. CDS primi, Mayıs sonunda 674 iken Temmuz sonunda 377 olmuş, Ekim sonunda 418’e yükselmiş, Aralık sonunda Şubat 2021 sonrası en düşük seviye olan 306’ya gerilemiştir. Bununla birlikte aynı tarihte gelişmekte olan ülkeler ortalaması 185 olmuştur (22 Şubat 2024 tarihinde CDS primi 290,3; GOÜ ortalaması ise 169’dur). Dış borçlanma maliyeti göstergesi açısından Libor, 2022 yılı sonunda yüzde 5,48 iken Aralık sonu itibarıyla yüzde 6,04’ten işlem görmüştür.

2023 Mayıs ayında yapılan genel seçimlerini oylarında azalma olmasına rağmen kazanan AKP hükümeti ekonomi bürokrasisinde yeni atamalar yapmıştır. Ancak kadroda yapılan bu kısmi değişiklik beklendiği ölçüde para politikalarına yansımamıştır.  Merkez bankası politika faizini Mayıs sonu yüzde 8,5’dan Aralık sonu yüzde 42,5’e kadar yükseltmiştir.

Enflasyon: 2023 yılında TÜFE yüzde 64,77 oranında artmıştır. Bu, Aralık 1999 (yüzde 68,8) sonrası en yüksek değerdir. YİÜFE yıllık artış hızı yüzde 44,21 olarak gerçekleşmiştir.

ENAG’a göre 2023 yıllık enflasyon artışı yüzde 127,21 olarak hesaplanmıştır.

İTO’ya göre ise yıllık artış hızı yüzde 74,9 olmuştur.

Aralık ayı ve yıllık TÜFE artış hızında etkili olan faktörler:

Tüm bu fiyat artışları 2023 yılında yaşanan hayat pahalığını, TL’nin satın alma gücündeki azalmayı, günlük yaşam maliyetlerindeki ve yoksulluktaki artışı yansıtmakta, halkın yaşadığı enflasyonun yüzde 100’ler seviyesine yakın olduğunu göstermektedir.

YİÜFE’de imalat sanayii fiyatları yıllık artış hızının yüzde 53,68, ara malları yıllık artış hızının yüzde 47,72 olarak gerçekleşmesi döviz kuru, petrol, ithalat talebi kaynaklıdır ve TÜFE’ye maliyet baskısını yansıtmaktadır.

IMF, WEO Ekim 2023 verilerine göre, 2022-2023 TÜFE yıllık yüzde değişiminin ortalaması Türkiye için yüzde 64’dür. 196 ülke içinde sadece 5 ülkenin ortalamaları Türkiye’den yüksektir (Arjantin, Lübnan, Sudan, Venezuela ve Zimbabve).

Büyüme: Toplam faktör verimliliğinin büyümeye katkısı giderek düşmektedir. 2019-2023 döneminde ortalama yüzde 4,3 olan GSYH büyümesi irdelendiğinde; büyümeye katkılar, sermaye stokundan 5,9 puan, istihdamdan 2,8 puan ve toplam faktör verimliliğinden (TFV) sadece 0,3 puan olarak tahmin edilmiştir. 2014-2018 dönemine göre yaklaşık tüm ortalamalarda gerileme söz konusudur. Beşeri sermaye, eğitim, sağlık harcamaları, okullaşma oranı, yaşam boyu öğrenme, teknoloji, bilgi ve iletişim, Ar&Ge, yenilikçilik, kurumsal kalite ve altyapının yer aldığı TFV’nin büyümeye katkısında iyileşme sağlanamamaktadır (On Birinci Kalkınma Planı).  Bu ciddi bir sorundur.

2023 yılında GSYH yüzde 4,5 oranında artmıştır. 2023 yılının dördüncü çeyreğinde GSYH büyümesi yüzde 4,0 oranında gerçekleşmiştir. 2023 yılında Kişi Başına Gelir 13.110 dolar olmuştur. Bu noktada 2023 yılında reel kurun 2022 yılına göre biraz yükseldiğini vurgulamak gerekir. Merkez Bankası’nın yılın ikinci yarısında uygulamaya koyduğu sıkı para politikası ve aldığı makro-ihtiyati tedbirler kuru nispeten değerli tutmuştur. Merkez Bankasının açıkladığı TÜFE bazlı reel kur 2022 yılında ortalama 54.37 iken 2023 yılında 55.63’e yükselmiştir.

Türkiye ekonomisi, büyük yıkım yaratan depreme ve ticaret pazarlarındaki yavaşlamaya rağmen genel seçimin de etkisiyle 2023 yılında iç talep öncülüğünde büyümeye devam etmiştir. 2024 yılında ise nispeten daha sıkı bir para politikasına geçişin de etkisiyle büyümenin yavaşlaması beklenmektedir.

Türkiye’nin 2023 yılı yıllık büyüme hızı yüzde 4,5 ile G-20 ülkeleri arasında Hindistan (yüzde 6,3), Çin (yüzde 5,2) ve Endonezya (yüzde 4,9) ardından dördüncü sıradadır. OECD ülkeleri arasında ise altıncı sırada yer almaktadır. (Kosta Rika yüzde 5,1, İzlanda yüzde 4,9)[1].

Dördüncü çeyrekte sıkı para politikasının etkileri görülmeye başlanmıştır. Dış talebin yavaşlaması ve yüksek enflasyon ekonomide yavaşlamaya neden olmuştur. Bu dönemde Zincirleme Hacim Endeksi (ZHE) tarım ve imalat sanayiinde çok sınırlı artışlar kaydetmiştir.

2023 yılında gerçekleşen yüzde 4,0 oranındaki büyümeye tarım sektörünün katkısı bulunmazken sanayi ve hizmetler sektörleri sırasıyla yüzde 0,4 ve yüzde 2,4 puan olumlu katkıda bulunmuştur. İnşaat sektörü bu dönemde de toplam GSYH büyümesine pozitif katkıda bulunarak ve yılın son çeyreğinde yüzde 10,8 oranında büyüme kaydederek büyüme ivmesini sürdürmüştür. Bu gelişmede deprem bölgesindeki imar çalışmalarının etkisi olmuştur.

Ekonomik büyümeye iç talep katkısı önceki çeyreklere göre azalmakla birlikte son çeyrekte büyümenin ana kaynağı olmaya devam etmiştir. KDV ve ÖTV

gelirlerinde görülen artışlar iç talebin gücünü bir ölçüde koruduğunu göstermektedir.

2023 yılında toplam tüketim yüzde 11,6, sabit sermaye yatırımları yüzde 8,9 oranında artmış ve mal ve hizmet ihracatı yüzde 2,7 azalırken ithalat yüzde 11,7 oranında artmıştır. Böylece büyümeye net mal ve hizmet ihracatı daraltıcı yönde 3,1 puan katkıda bulunmuştur.

İstihdam: Son dönemde yavaşlayan ekonomik faaliyetler yükselme eğilimindeki enflasyonla birlikte “stagflasyon” tehlikesini beraberinde getirmiştir. Yurtiçi talebe dayalı ekonomik büyümenin istihdam yaratma gücü çok zayıf kalmaktadır. TÜİK verilerine göre, işsizlik oranının 2023 son çeyreğinde yüzde 8,8’e gerilemesi gerçekleri yansıtmamaktadır. Yine aynı dönemde geniş tanımlı işsizlik oranı (atıl işgücü oranı) yüzde 22,9’dur. Ne eğitimde ne de istihdamda olan genç nüfusun 15-24 yaş grubuna oranı 2023 son çeyrekte yüzde 21,4’dür. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı aynı dönemde TÜİK’e göre yüzde 15,9’dur.

Büyümenin istikrarsız yapısı, işgücü kalitesindeki yetersizlik, özel kesimin kalifiye işgücü talebinin karşılanamaması, genç nüfusun işsizlik düzeyi, ne istihdamda ne de eğitimde olan genç nüfus fazlalığı, kayıt dışı işsizlik düzeyi ve göçmen sayısı dikkate alındığında TÜİK istihdam verilerinin gerçekleri yansıtmadığı sonucuna varılmaktadır.

2003 yılında 2.187 bin olan kamu personeli sayısı 2011 yılında 3.037 bin kişiye yükselmiştir. Dönüm noktası,  AKP’nin yüzde 49 oy aldığı 2011 yılıdır.  Bunun sonrasında siyasi İslam’ın kadrolaşması artmış, 2012-2016 döneminde ilave 751 bin kişi kamuya alınmıştır. 2016 yılında 3.604 bine ulaşan kamu personeli sayısı 2023 yılı sonunda 5.175 bin kişiye yükselmiştir. 2003 yılında kamuda istihdam edilenlerin çalışan nüfusa oranı yüzde 9,2 iken bu oran 2023 yılında yüzde 16,1’e yükselmiştir. Bugün çalışan nüfusun 1/6’sının maaşı halkın vergileriyle karşılanmaktadır. Buna göre “AKP iktidarının ekonomi politiği, Türkiye’deki siyasal İslam toplumunun en geniş haliyle, bir bütün olarak devletten geçinir hale getirilmesine dayanmaktadır… İktidar, vergi politikalarını bu amaca göre şekillendirmiştir”. [2]  

Açlık ve Yoksulluk Sınırı: TÜRK-İŞ Araştırmasının 2024 Ocak ayı sonucuna göre; Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 15.048,89 TL’ye; gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 49.019,19 TL’ye yükselmiştir. Türk-İş’e göre Ocak ayında mutfak enflasyonu yıllık olarak yüzde 80,1’dir.

2021 ve 2022 yıllarında gerçekleşen yüksek büyüme hızlarına rağmen işgücü ödemelerinin GSYH içindeki payı 2016-2022 döneminde yüzde 32’den yüzde 23,6’ya gerilemiştir. Bu oran, 1998 yılından beri görülen en düşük değerdir. Bu oran, 2023 yılında genel seçim ve yüksek enflasyon nedeniyle asgari ücrette yapılan artışlar ve diğer maaş ve ücret düzenlemeleri nedeniyle yüzde 29,1’e yükselmiştir. Bu göstergeler gelir dağılımının ücretli aleyhine bozulmakta olduğunu göstermektedir. 

Gelir Dağılımı: TÜİK’e göre 2022’de nüfusun yüzde 20’si toplam gelirin yüzde 49,7’sini, kalan yüzde 80 toplam gelirin yüzde 50,3’ünü almaktadır. TÜİK’e göre 2022’de hane halkının en zengin yüzde 5’i en yoksul yüzde 5’den 26 kat fazla gelire sahiptir. Bir başka deyişle, en zengin yüzde 5, hane halkı toplamının yarısının sahip olduğu geliri elde etmektedir. TÜİK’e göre 2022 yılı itibarıyla yoksulluk oranı yaklaşık yüzde 22, yoksul sayısı 18 milyon kişidir. P80/P20 oranı yani en yüksek gelir/ en düşük gelir oranı 2022’de 8,44 kattır. Orta sınıf yok olmaktadır. İkinci ve üçüncü gelir grubunun gelirlerinde ortalamanın çok altında artışlar gerçekleşmiştir.

TÜİK’e göre çocuklarda (18 yaş altı) 2021 yılında maddi yoksunluk oranı yüzde 35, yoksul çocuk oranı yüzde 32,6’dır[3].

Dış Ticaret: 2023 yılında ihracat bir önceki yıla göre yüzde 0,6 artışla 255.777 milyon dolar, ithalat ise yüzde -0,5 oranında azalışla 361.774 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Böylece dış ticaret açığı bir önceki yıla göre yüzde 3,2 oranında azalarak 106 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. İhracat/ithalat oranı 0,8 oranında artarak yüzde 70,7 olmuştur.

İhracat performansı beklentilerin altında kalmış, ‘ihracatın öncülüğünde büyüme’ politikası başarılı olmamıştır.

İthalatta duraksama özellikle hammadde ve ara malı ithalatında yüzde -10,7 oranındaki azalmadan kaynaklanmıştır. Bu azalma 2023 büyümesini olumsuz yönde etkilemiştir.

Enerji ithalatı (fasıl 27) bir önceki yıla göre yüzde -28,4 oranında azalarak 69,1 milyar dolar olarak seviyesinde gerçekleşmiştir. Ham petrol ithalatı 2022 yılında 33,5 milyar dolar iken, 2023 yılında 31,3 milyar dolara gerilemiştir. 2023 yılı Ocak ayında 84,5 dolar olan Brent petrol varil fiyatı yılı 77 dolarla kapatmıştır. Aynı dönemde altının Ons fiyatı 1928,4 dolardan 2063 dolara yükselmiştir. Dünya temel hammadde fiyatlarının çoğunluğunda 2023 yılında gerileme söz konusudur.

TCMB TÜFE Bazlı Reel Kur Endeksine göre 2023 yılında reel kurda değerlenme söz konusudur (ortalamada 2022 yılında 54,37, 2023 yılında 55,63). Mayıs ayında yüzde 8,5 olan TCMB politika faiz oranı kademeli olarak 34 puan artırılarak Aralık ayında yüzde 42,5’e kadar yükseltilmiştir[4]. Banka politika faizindeki bu temel değişimin yanı sıra Bankanın uygulamaya koyduğu bazı ihtiyati politika tedbirleri ile kur yatay bir seviye almış, enflasyonist baskı azaltılmış, brüt rezervler artırılmış ve kur üzerindeki baskı azaltılmıştır. Bu kararlar dış ticarette iki yönlü duraksamayı da etkilemiştir.

2023 yılında ihracat miktar endeksi bir önceki yıla göre yüzde 1,1, ithalat miktar endeksi ise yüzde 11,8 artış kaydetmiştir. Ara malı ithalatı miktar endeksinde yıllıkta yüzde 7,5 oranındaki azalma dikkat çekici olup yurt içi üretim ve ihracat açısından kısıtlayıcı bir gelişmedir. İthalat birim değer endeksi (hammaddeler ve yakıt hariç) ise 2023 yılında yüzde 17,6 oranında azalmıştır.

İhracat miktar endeksinin 2023 yılında sadece yüzde 1,1 oranında artması ihracattaki duraksamayı ve yatay seyri açıklayan bir göstergedir.

Yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracattaki payı 2023 yılında bir önceki yıla göre 0,38 puan artışla yüzde 3,05 olmuştur. Türkiye bu oranı çok daha yüksek düzeylere taşımak zorundadır.

Cari açık: 2023 yılında cari işlemler açığı 45,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Cari açığın milli gelire oranı yüzde 4 olmuştur. OVP tahmini 42,5 milyar dolardı.

Cari açıkta 2022 yılına göre yaklaşık 4 milyar dolar azalma kaydedilmiştir. Bunun nedenleri, dış ticaret açığında 3 milyar dolar, hizmetler dengesinde ise 2,3 milyar dolar iyileşmedir. Ara malı ve hammadde ithalatı yaklaşık yüzde 10 azalmış, enerji (fasıl 27) ithalatı 96,5 milyar dolardan 69,1 milyar dolara gerilemiştir. Brent petrol ortalama varil fiyatı yaklaşık 101 dolardan, 82,5 dolara inmiştir.

Parasal olmayan altın ithalatı 20,4 milyar dolardan 30 milyar dolara yükselmiştir.

Seyahat geliri 41,4 milyar dolardan 47,7 milyar dolara yükselmiştir.

Altın hariç cari açık -29,7 milyar dolardan -19,5 milyar dolara gerilemiştir.

2023 yılında doğrudan yatırım girişi (1,4 milyar dolar azalarak) 5,6 milyar dolara gerilemiştir. Yabancıların gayrimenkul alımı (net) 6,3 milyar dolardan 3,6 milyar dolara inmiştir. Yabancılar 2022 yılında borsadan 4 milyar dolarla çıkarken 2023 yılında 1,4 milyar dolar hisse senedi almışlardır. Bankalar 2022 yılında 8,1 milyar dolar tutarında tahvil satmış, 2023 yılında 3,2 milyar dolar tutarında tahvil almıştır.

Yabancılar yurt içinde 2022 yılında 2,2 milyar dolar DİBS satmış, 2023 yılında ise 2 milyar dolar tutarında DİBS almıştır. Yurt dışından DİBS alımı (net) 4,9 milyar dolar tutarında gerçekleşmiştir. Yabancıların TCMB ve bankalardaki mevduatı 27,7 milyar dolar tutarında gerçekleşmiştir.

2023 yılında net hata noksan kalemindeki 10,7 milyar dolar çıkış nedeniyle toplam sermaye girişi (43,3 milyar dolar) cari açığın (45,2 milyar dolar) finansmanına yetmemiş, 2 milyar dolar rezerv kullanılmıştır.

İhracatta rekabet gücü, reel ücretlerin düşük tutulmasıyla sağlanmaya çalışılmaktadır. TÜİK’e rakamlarına göre ihracatın teknoloji yoğunluğunda son on yılda bir gelişme sağlanamamıştır. 2023 yılında toplam ihracatta yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 3,05, orta yüksek teknolojili ürünlerin payı ise yüzde 37,29’dur. Ayrıca bu oranlarda, yıllar itibarıyla, önemli değişimler gözlenmemektedir.

Aralık 2023 sonu itibarıyla önümüzdeki 12 aydaki dış finansman ihtiyacı (vadesine 1 yıl ve daha az kalan dış borç + cari açık= 226.642 + 45.150) 271.792 milyon dolardır.

Brüt döviz rezervlerin vadesine 1 yıl kalan kısa vadeli dış borcu karşılama oranı 2023 yıl sonu itibarıyla yüzde 42’dir. Türkiye’nin dış borçları hızla artmaktadır.

2023 yılı üçüncü çeyrek itibarıyla toplam dış borç stoku 482,6 milyar dolar ile GSYH’nın yüzde 44,9’una eşittir. 23 Şubat 2024 itibarıyla swap hariç net döviz rezervi eksi 46,2 milyar dolardır.

Merkezi Yönetim Bütçesi: 2023 yılında Merkezi Yönetim Bütçesini (MYB) iki önemli olay önemli ölçüde etkilemiştir. Bunlar 6 Şubat depremi ve 14 ve 28 Mayıs genel seçimleridir. MYB Ocak-Nisan döneminde deprem ve genel seçim harcamaları (vaatleri) nedeniyle -382,5 milyar TL açık vermiştir[5]. Aralık ayında MYB açığı -842,5 milyar TL olarak hesaplanmıştır. Bu gelişmeler altında 2023 yılı MYB açık tutarı –1,375 Milyar TL’ye ulaşmıştır. Bütçe rakamlarına göre, 11 ayda 5.2 trilyon lira harcama yapılırken sadece Aralık ayında 1.4 trilyon lira harcama yapılmıştır. Türkiye için bu bir rekordur.

Ocak-Kasım döneminde faiz hariç harcama toplamı 4,560,7 milyar TL iken Aralık ayı faiz hariç harcama 1,350,1 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.

Temmuz ayında iki önemli düzenleme yapılmıştır:

  1. 15 Temmuz 2023 tarihli ve 32249 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 7456 nolu Kanunla (madde 11) Hazine ve Maliye Bakanı ile

Cumhurbaşkanına net borç kullanım tutarını 3 kat artırma yetkisi verilmiştir.

  1. 27 Temmuz 2023 tarihli ve 32261 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 7457 nolu Kanunla başlangıç bütçesi ödeneklerine ve gelir tahminine (her birine) 1.119,5 milyar TL ilave edilmiştir. Ek bütçe ile MYB ödenekleri yüzde 25 artırılmıştır.

2024 Yılı Programında (OVP 2024 ile aynı), 2023 yılı sonunda harcamaların, başlangıç bütçesinin 2,1 Trilyon TL, ek bütçeyle belirlenen ödeneğin ise yaklaşık 1 Trilyon TL üzerinde gerçekleşerek 6,6 Trilyon TL olması; gelirlerin ise başlangıç bütçesi tahmininin 1,1 Trilyon TL üzerinde, ek bütçeyle ise aynı seviyede ve yaklaşık 5,2 Trilyon TL olması tahmin edilmiştir. Bu çerçevede, 2023 yılında bütçe açığının 1,6 Trilyon TL (milli gelirin yüzde 6,4’ü), faiz dışı açığın ise yaklaşık 1 Trilyon TL (milli gelirin yüzde 3,4’ü) olacağı tahmin edilmiştir.

Aşağıda 2023 gerçekleşmeleri, 2023 Bütçe Kanunu ödenek ve gelir hedeflerine ek bütçenin ilavesiyle ortaya çıkan büyüklüklerle  ve OVP (2024-2026) ile karşılaştırılmıştır.

  1. Ne yapmalı?

5.   Sonuç

Daha önce de belirttiğim gibi Türkiye’nin içinde bulunduğu ciddi ekonomik krizden çıkması mümkündür. Ancak bilinmelidir ki bu iş kolay olmayacaktır. Zaman alacaktır. Çok yönlü fedâkarlıklar gerektirecektir. Bu bağlamda atılması gereken adımları işbu değerlendirme kapsamında özetlemeye çalıştık.

Ekonominin düzlüğe çıkabilmesinin ön koşullarından bir tanesi de yozlaşmanın engelleneceği ve yolsuzluğa bulaşanların işinin çok zor olacağı bir sistemin kurulmasıdır. Bunun yanı sıra ekonomi yönetiminde tüm kilit görevlere iş bilen liyakat sahibi kişilerin getirilmesi, Merkez Bankası ve TÜİK gibi kurumların bağımsızlığı konusunda hiçbir kuşku bırakılmaması, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının teminat altına alınması, kuvvetler ayrılığına işlerlik kazandırılması gibi adımların yaşamsal önemi vardır.

[1] Kaynak: OECD.

[2] Kadri Gürsel, “Rejimin ekonomi politiği CHP’yi ‘gerçek değişime’ zorluyor”, medyasope, 22 Şubat 2024.

[3] Kaynak: TÜİK, Türkiye’deki Çocuklar, İstatistiklere Bakış 2021.

[4] 2024 Ocak ayında TCMB politika faizini yüzde 45’e yükseltmiş, Şubat ayında ise sabit bırakmıştır.

[5] Depremin ekonomiye getireceği yükün 2023 yılında yaklaşık 120 milyar dolar olacağı, büyüme hızını ise 1-1,5 puan aşağı çekeceği tahmin edilmektedir. Bu yük iki yıla yayılırsa kamu borcuna her yıl yüzde 5, bunun yüzde 0,5’i vergi ile karşılanırsa her yıl yüzde 4,5 ilave getirecek demektir.

[6] Vergi gelirleri 4.500,9 Milyar TL olarak gerçekleşmiştir (Tablo 1). 2024 OVP tahminini 230 milyon TL aşmıştır. Vergi geliri/GSYH oranı yüzde 17,1 olmuştur.

[7] Deprem harcamaları, seçim öncesi harcamaların ve seçim vaatlerinin etkisi ile MYB açığının çok daha fazla olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Bunlara KÖİ yükümlülüklerini, KKM, EYT yüklerini, BOTAŞ’ın borçlarını da eklemek gerekmektedir.

[8] Dünya Gazetesi tahminine göre 2023 ilk yedi ayında Hazine’nin KKM ödemesi yaklaşık 60 milyar TL’dir.

[9] 15 Temmuz 2023 tarihli 7456 sayılı Kanunun Geçici 2 nci maddesi ile HMB kaynaklarından karşılanan destekler TCMB kaynaklarına devredildi.

interac casinos canada