Ortak Akıl Politika Geliştirme

Ekonomide Öncelikler (Üretim, Aş ve İş)

Ekonomi Masası

Türkiye Ekonomisi 2021 yılına oldukça sorunlu olarak girdi. Kuvvetler ayrılığının kalmaması, iktidarın denetlenememesi, bürokraside liyakatın yerine itaat ve sadakatin geçmesi, Merkez Bankası ve TÜİK gibi bağımsızlığı büyük önem taşıyan kurumların bu özelliklerini kaybetmesi gibi nedenler ekonomi üzerinde dolaylı veya dolaysız olarak olumsuz etkiler yarattı.

Konuya daha geniş bir çerçevede bakacak olursak ekonomide karşı karşıya olduğumuz durumu belki şu şekilde özetleyebiliriz:

Yıllar boyunca yapılan dış borçlanmaların yatırımlara yönlendirilmesinde yanlış tercihlerin yapılması, kaynaklar/harcamalar dengesinin gözetilmemesi, yatırımların sektörel dağılımında verimlilik, katma değer etkisi ve işgücü yaratma potansiyeli gibi önemli parametrelerin göz ardı edilmesi ve nihayet Corona virüsünün yol açtığı salgının yayılması ekonomiyi iyice zora sokmuş durumdadır. Ülkenin borcu milli gelirini aşmış, dış borçluluğumuz tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Toplam dış borcumuzun gayri safi milli hasılamıza olan oranı yüzde 60’a dayanmış olup bu bağlamda düşük ve orta gelirli ülkeler grubunda ülkemiz Arjantin’den sonra en borçlu ikinci ülke konumuna gelmiştir. Ekonomimizin katma değer yaratma gücü neredeyse dibe vurmuştur. Büyümeye, toplam faktör verimliliğinden katkı gelmez olmuştur. Yatırım harcamalarının milli gelire oranı sürekli düşmekte, ekonomi yeni iş yaratamamakta, işsizler sayısı artmaktadır. Gerçek işsizlerin sayısı 12 milyonu aşmıştır. Geniş ve dar tanımlı işsizlik değerleri arasındaki farkın giderek açılması insanların iş bulma ümidinin azaldığını veya kaybolduğunu göstermektedir. Her üç üniversite mezunundan biri işsizdir. Gelir dağılımındaki bozulma trendi sürmektedir ve onca politika hatasından sonra bu durum şaşırtıcı değildir.

Türkiye’nin ekonomi alanındaki temel yapısal sorunları ödemeler dengesi, yüksek tasarruf açığı, yetersiz teknolojik kapasite ve nitelikli işgücü yetersizliği olarak öne çıkmaktadır. Ancak bugün karşımızda iç içe geçmiş çok sayıda sorun vardır. Bu küme içinde yer alan sorunlar arasındaki doğrudan ve dolaylı etkileşmeler çözüm yollarını zora sokmaktadır. Türkiye, pandeminin başından bu yana en fazla rezerv harcayan fakat parası en çok değer kaybeden ülke konumuna düşmüştür. TCMB rezervlerinin düştüğü seviye endişe vericidir. Bütçe açığı ve finansmanı ise bir başka çok önemli sıkıntıdır. Ekonomi adeta bir borç tuzağına sürüklenmektedir. Faaliyet raporları ve mali tabloları Sayıştay denetimi dışında bırakılan, hükümet ve kavramlarının birbirine karıştırıldığı paralel bir hazine görünümünde olan Varlık Fonu bir başka ciddi sorundur.

Yukarıda çok kısa olarak belirtilen hususlar ışığında, Türkiye ekonomisinin 2021 yılı başı itibariyle karşı karşıya bulunduğu temel sorunları ve bunların alt başlıklarını şu şekilde özetlemek mümkündür:

  1. Millete iş ve aş verecek olan nitelikli ve sürdürülebilir bir büyüme ufukta gözükmemektedir. Unutmamak gerekir ki hanehalkı tüketimi son birkaç yılda Türkiye ekonomisindeki büyümenin temel belirleyicisi olmuştur. Ancak, son yıllarda hanehalkı borçluluğu çok hızlı artmış olup hanehalkı tüketimine dayanan bir büyüme modeli sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır.
  2. Bütçe açığı yüksektir ve büyümeye devam etmektedir. Bütçe hakkı ihlali çok büyük bir sorundur. Ama TBMM büyük ölçüde devre dışıdır ve mevcut rejim içinde bir şey yapılamamaktadır. Türkiye Varlık Fonu ciddi bir mesele olarak karşımızda durmaktadır. Devlet öncülüğünde bir tasarruf seferberliğinin şart olmasına rağmen gerekli adımlar atılamamaktadır.
  3. Türkiye’nin dış borçluluğu aşırı yüksektir ve kırılganlığın ana nedeni de zaten budur. Bu bağlamda çok ciddi bir politika değişikliği gerekmektedir. Borçların sürdürülebilirliği konusu üzerine odaklanılması zorunlu gözükmektedir.
  4. Cari açık sorunu yeniden ortaya çıkmaktadır. Hem pandemiye hem de uluslararası ilişkilerde görülen bozulmaya bağlı olarak ihracatımızda ortaya çıkan gerileme ile turizm ve hizmet gelirlerinde görülen ciddi düşme bu bağlamda etkili olmuştur. Ayrıca, özellikle 2020 yılında para ve kredi politikalarında yapılan ciddi hatalar dengeyi bozmuştur.
  5. Enflasyon artış trendine girmiştir. Bu bağlamda resmi rakamların gerçek enflasyonu yansıtmadığını, reel faizlerin hala negatif olduğunu, gelir dağılımının bozulduğunu vurgulamak zorundayız.
  6. TCMB net rezervlerinin tarihinde ilk kez negatif bölgede olması çok büyük bir sorundur. Bankanın bağımsızlığı üzerindeki kuşkular hala giderilmiş değildir.
  7. Güven bunalımı ve uluslararası itibar kaybı bugün Türkiye ekonomisinin karşı karşıya bulunduğu en büyük sorunlardan biridir. Bu bağlamda da atılması gereken çok ciddi adımlar vardır. Yerlerde sürünen kredi notumuzun mutlaka düzeltilmesi için yatırımcıya güven verecek, beklentileri olumluya çevirecek bir ortamın yaratılması şarttır.
  8. Son yıllarda izlenen dış politikanın da Türkiye Ekonomisine ciddi olumsuz etkileri olmuştur. Akılcı, barışçıl ve gerçeklerden sapmayan, ülkenin ekonomik, askeri ve teknolojik kısıtlarını göz ardı etmeyen, uluslararası hukuka ve meşruiyete önem veren bir dış politika çizgisinde olmak zorundayız.

Unutulmaması gereken başka gelişmeler de var.

Corona salgınının etkisiyle küresel boyutta neo-liberalizmin modası da geçiyor. Sosyal devleti yeniden ön plana çıkartan neo-Keynezyen yaklaşımların birçok ülkede izlenecek ekonomi politikalarının yapısını belirlemesi bekleniyor. Türkiye’yi yönetenlerin bu yeni eğilimleri yakından izlemesinde ve bunlardan dersler çıkarmasında büyük fayda vardır. Çünkü, sosyal devlet arayışları içerisinde Türkiye’nin bugün karşısında bulunan gelir adaletsizliği, işsizlik gibi ciddi sorunları hafifletebilecek çözümler de üretilebilir.

İstihdam sorunu ve bunun eğitim sistemi ile bağlantısı da büyük önem taşımaktadır. Mevcut işgücünün niteliğinin ihtiyaç duyduğu mesleki beceriyi sağlamaktan uzak olması endişe verici bir durumdur. Dolayısıyla eğitim sistemimiz mutlak surette ülkenin uzun dönemli ihtiyaçlarını esas alacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Dünyamızda bilim ve teknolojinin önemi giderek artmaktadır. Araştırma ve geliştirmeye yeterince ağırlık vermeyen, yaratıcı olamayan, yüksek katma değerli üretimi beceremeyen toplumların ise küresel düzende söz sahibi olmaları mümkün değildir. Tedrisatta bilim ve teknolojiyi en ön plana çıkarmak, genç dimağları dini dogmalardan kurtarmak, onların düşünme, yaratma ve belki de en önemlisi, sorgulama yeteneğinin gelişmesini teşvik etmek zorundayız. Ülkemizin küresel rekabet liginde üst sıralara taşınabilmesi insanımızın doğru ve çağdaş eğitimine, sağlık ve mutluluğuna, sosyal güvencesine ve doğru yerde istihdam edilmesine bağlıdır. Tüm bunlar gereğince yapılmadan sürdürülebilir kalkınma başarılamaz, bireysel gelişme sağlanamaz ve eşitsizlik azaltılamaz.

Öte yandan, bugün için geldiğimiz noktada gerek salgın krizi boyunca gerekse de sonrasında yeniden sürdürülebilir bir kalkınma patikasına erişme yolunda, kuramsal olarak en doğru ekonomik, mali ve parasal tedbirlerin bile yeterli olmayabileceğini görmek gerekir. Çünkü ülkemizin bugün karşı karşıya olduğu sorunların özünde iktidar gücünün denetlenememesi yatmaktadır. Bir başka deyişle, çağdaş bir anayasanın olmazsa olmazı olan kuvvetler ayrılığı rafa kaldırılmış durumdadır. Bu temel sorun çözülmeden ekonomideki sorunların aşılması zordur.

Ortak Akıl Politika Derneği Ekonomi Masası, 2021 yılı ve daha sonrasında, yukarıda özetlenmeye çalışılan ve ekonomiye dolaylı veya dolaysız olarak etki eden tüm alanları yakından takip edecek ve çözüm önerileri üreterek kamuoyumuzla paylaşacaktır.

Sosyal Medya

Bizi takip edin, birlikte daha güçlüyüz...