İdlib'in Kutusu Yeniden mi Açılıyor? - A. Bülent Meriç - Ortak Akıl Politika Geliştirme
Ortak Akıl Politika Geliştirme

İdlib’in Kutusu Yeniden mi Açılıyor? – A. Bülent Meriç

Geçen hafta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Mayıs ayında Cumhurbaşkanlığına yeniden seçilmiş bulunan Suriye lideri Beşar Esad’ı Moskova’da ağırlamıştır. 2015 yılından beri ilk kez Suriye Cumhurbaşkanı’nı başkentinde misafir eden Putin, isim vermeden Türkiye ve ABD’i sert bir dille eleştirmiştir.

Rusya Devlet Başkanı, “Teröristler uzun süre çok ciddi zararlar verdi ve sizin yönettiğiniz Suriye hükümeti topraklarınızın yüzde 90’ını kontrol altına aldı “ yorumunu yapmıştır. Putin ayrıca Esad’a, Suriye’deki yabancı güçlerle ilgili olarak, “Herhangi bir Birleşmiş Milletler kararı olmadan Suriye’de bulunan yabancı askerlerin, ülkenin tamamı üzerinde Suriye hükümeti tarafından hakimiyet kurulmasına engel oluşturduğunu “ifade etmiştir. Suriye’de işgal altındaki toprakların özgürleştirilmesinin Rus ve Suriye ordularının ortak başarısı olduğunu vurgulayan Esad ise, ülkesine insani yardım ve terörizmin yayılmasını engelleme çabaları için muhatabına teşekkür etmiştir.

Görüşmelerde iki liderin Suriye ve Rusya ordusu arasındaki işbirliğini terörle mücadele ve halen terör örgütlerinin kontrolünde bulunan toprakların kurtarılması için nasıl geliştirebileceklerini değerlendirdikleri, Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’da yansıtılmıştır.

Öte yanda, yine geçen hafta İsrail’i ziyaret eden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’nin üçüncü ülkelerin çatışma alanına dönüşmesine karşı olduklarını belirterek, “Türk meslektaşlarımız, Erdoğan ve Putin’in onayladığı, iki sene önce yapılan anlaşmanın uygulanmasını tamamlamalıdır. Bu durum BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararında açıkça belirtilmiştir. Anlaşma’nın şartları, normal muhalif Suriyelilerle, Heyet Tahrir el-Şam grubu teröristlerin birbirlerinden ayrılmasını içermektedir. Bu hususta Türkiye’nin yapması gereken daha çok şey var.” demiştir.

Söz konusu iki ziyaret sırasında Rusya’nın üst düzey yöneticileri tarafından verilen beyanlar, İdlib’in statükosunu yeniden tartışmaya açmıştır. Oysa, İdlib konusu 36 askerimizi şehit verdiğimiz ve ardından Cumhurbaşkanının Moskova’da, Putin’in makam odasının kapısında, televizyon kameraları önünde, ayakta bekletildiği geçen yılın Mart ayında gerçekleşen toplantıdan bu yana bir siyah örtü altına konulmuştu.

Rus makamların uyarılarının gelmesiyle hemen hemen aynı günlerde İdlib’in Kafriya bölgesindeki Binniş’te askerlerimizi taşıyan araca saldırı yapılmış ve üç şehit verilmiştir. Saldırıyı üstlenen Ebu Bekir el-Sıddık’ın Yardımcıları Tugayı daha önce de İdlib’teki Türk gözlem noktalarını hedef almıştı. Söz konusu silahlı örgütün Bölgede eli bulunan bir devletin kontrol ve yönlendirmesinde hareket eden oluşum olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Diğer tarafta, ABD Merkezi Kuvvetleri (CENTCOM) komutanı terör örgütü PYG/YPG’nin maske kuruluşu olan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi ile görüşmüş ve SDG heyetini, kapsamlı istişareler için ABD’e davet etmiştir. SDG’nin siyasi kanadı Suriye Demokratik Konseyi’nin (SDK) başkanı İlham Ahmed ise Moskova’ya gitmiştir. Ahmed’in, Ruslardan, SDG’nin Esad Yönetimi ile arasını bulmasını istediği duyurulmuştur. Eylül ayında gerçekleşen bütün bu gelişmeler İdlib’in merkezinde, Suriye’de, Türkiye’nin aleyhinde yeni bir oyunun şekillendirildiğine işaret etmektedir.

Aslında Suriye’de önde gelen aktörlerin salam taktiğine hedef olan Türkiye, 2018 yılından bu yana adım adım kaybeden taraf olmuştur.

Hatırlanacak olursa, 2017 yılının Mayıs ayında, Astana Mutabakatı’nın 4. toplantısında Türkiye, Rusya ve İran, Suriye’de Gerginliği Azaltma Bölgeleri oluşturulması noktasında uzlaşıya varmışlardı. Humus, Doğu Guta, Dara ve İdlib’in dahil olduğu bu uzlaşının amacı, savaşta çok zarar gören bu bölgelere insani yardımların ulaştırılması, tahrip olan alt yapının yeniden inşa edilmesi, evlerinden kaçmak zorunda kalan sivillerin geri dönmesi ve hava operasyonlarının durdurulmasıydı. Anılan üç devlet arasında, Astana Mutabakatı’nın Eylül 2017 tarihli 6. toplantısında ise, İdlib ilinde oluşturulacak çatışmasızlık bölgesiyle ilgili görüş birliği oluşmuştu. Buna göre garantör devletler, ateşkes rejimine riayetin sağlanması için gözlem ve kontrol noktaları kuracaklardı.

Suriye’nin kuzeybatısında, Hatay ilimizin karşısındaki Suriye topraklarında yer alan, 130 kilometre ortak sınırımız olan İdlib vilayetinin, Suriye’de sürekli alan kaybeden muhaliflerin en son sığınma melcesi haline gelmesi ve çatışmaları sınırımızdan uzak tutacak derinliğe sahip bulunması, Bölgeyi Türkiye için çok önemli hale getirmiştir. Astana Mutabakatı doğrultusunda Ankara, İdlib’te 12 gözlem noktası tesis etmiştir.

Astana Mutabakatına rağmen, Esad rejimi ve müttefikleri Rusya, İran ve Hizbullah, İdlib hariç, anlaşmaya konu olan bölgelere yönelik askeri harekatlar gerçekleştirmişler ve hepsini ele geçirmişlerdir. Türkiye, derin endişe ve üzüntü beyan etmek ya da kınamak dışında gelişmelere tepki verememiş ve yaşananların önüne geçememiştir. Rejimin eline geçen Gerginliği Azaltma Bölgelerinden ve Halep başta olmak üzere, Suriye’nin diğer yerlerinden kaçan silahlı muhalifler ve aileleri, 2015’ten bu yana Hayat Tahrir Şam’ın kontrolündeki İdlib’e sığınmışlardır.

2018 Eylül’ünde, Suriye ordusu, elde kalan en son cep olan İdlib’e harekat düzenlemeden önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Putin, Rusya’nın Soçi kentinde bir araya gelerek, İdlib’te silahlardan arındırılmış bölge kurulması üzerinde anlaşmaya varmışlardır. Soçi Anlaşması muvacehesinde Türkiye, tüm radikal terörist grupların Bölgeden 15 Ekim 2018 tarihine kadar çıkarılacağına ve rejimin eline geçmiş bulunan Halep şehrini Lazkiye ve Şam’a bağlayan, M4 ve M5 karayollarının güvenli biçimde karayolu trafiğine açılacağına dair taahhütte bulunmuştur.

Böylece, Türkiye, Rusya’nın işbirliğini kazanarak İdlib’in rejim kuvvetlerine düşmesini geciktirmiştir. Bununla birlikte, Suriye ordusu ve müttefikleri, diğer Gerilimi Azaltma Bölgelerini düşürdükten sonra İdlib’e yönelmişlerdir. O günden bu güne Bölgenin yarısına yakını, Rusya’nın hava desteğini alan Esad güçleri tarafından ele geçirilmiştir. Türkiye 12 gözlem noktasının 7’sini kapatmak zorunda kalmıştır.

Bugün Suriye sorununun küçülmüş İdlib boyutu Türkiye için salamın son dilimi anlamına gelmektedir. Esad’ın Rubicon nehrini geçip geçmeyeceği bilinmemektedir. Suriye ordusu, Rusya’nın hava desteğini alarak son bir harekata giriştiği takdirde yeniden savaş durumu ortaya çıkacaktır. Bu ihtimal göz önünde bulundurularak olsa gerek, Türkiye’ye yakın silahlı gruplardan Sultan Süleyman Şah Tümeni, Hamza Tümeni, Mutasım Tümeni, 20.Tümen ve Kuzey Şahinleri Tugayı Suriye Kurtuluş Cephesi çatısı altında birleşmişlerdir. Türkiye’nin İdlib’te askeri mevcudiyetinin ortadan kalkması, Esad rejimini tanımama eksenine oturtulmuş bulunan Suriye politikasının iflası olacaktır. Böyle bir senaryoda, Afganistan yorgunu ABD’nin samimi bir biçimde Türkiye’nin yanında durmayacağı tahmine müsaittir. Rusya ile ilişkilerimizde ciddi bir kriz dönemine girilecek ve ülkemize yönelik muazzam bir göç olayı ile karşı karşıya kalınacaktır. Sığınmacıların ağırlanmasında hazmetme kapasitesini çoktan aşmış bulunan Türkiye, aralarında radikal teröristlerin ve istihbarat elemanlarının da bulunduğu bir insan akımı ile baş etmek zorunda kalacaktır.

Kısacası, Suriye satrancında maalesef Türkiye köşeye sıkışmıştır. İdeolojik nedenlerle baştan yanlış kurgulanmış bulunan oyununu hiç olmazsa bir kaç yıl daha uzatabilmek için acilen Rusya ile ikinci bir Soçi’ye ihtiyaç duymaktadır.

Kaynak: www.yurtseverlik.com

A. Bülent Meriç

Sosyal Medya

Bizi takip edin, birlikte daha güçlüyüz...