Clicky

Dış Borçlanma Büyümeyi Nasıl Etkiler?- Ali Tigrel – Ortak Akıl Politika Geliştirme
Ortak Akıl Politika Geliştirme

Dış Borçlanma Büyümeyi Nasıl Etkiler?- Ali Tigrel

Bugün gelişmekte olan ülkelerin en önemli sorunlarından bir tanesi sürdürülebilir bir büyüme çizgisini yakalamaktır. Bu bağlamda dış borçlanma ile büyüme arasındaki ilişki üzerinde dikkatle durulması gereken bir konu olarak karşımıza çıkıyor.

Kuşkusuz üretken ve geri dönüşü olan yatırımların finansmanına yöneltilen makul düzeyde dış borçlanma gelişmekte olan ülkelerin büyüme potansiyelini arttırabilir. Ancak dış borç yükünün aşırı düzeylere tırmanması bırakın büyümeye destek olmayı, büyüme potansiyelini olumsuz yönde etkileyebilir.

Bu bağlamda akla gelen sorular şunlar olabilir:

  1. Dış borçlanma hangi noktadan sonra ekonomik performansı olumsuz yönde etkilemeye başlar?
  2. Gelişmekte olan bir ülke için dış borçlanma düzeyinin ekonomik büyümeye kantitatif etkisi nedir?
  3. İlave borçlanmanın büyümeye etkisi dış borç stokunun düzeyi ile nasıl değişir? Etki ne ölçüde doğrusaldır veya değildir.
  4. Dış borçlanma hangi kanallardan büyümeyi etkiler?

Bu sorulara yanıt arama bağlamında önce iktisat teorisinin dış borçlanma-ekonomik büyüme ilişkisi ile ilgili olarak neler öngördüğüne kısaca bakalım.

Genelde makul ölçülerde dış borçlanmanın ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkilediğini söylemek mümkündür. Ancak dış borçlanarak elde edilen fonların  üretken, katma değer yaratan, makul bir geri dönüşü olan, dolaylı veya dolaysız ihracata olumlu etkisi olacak yatırımlara yönlendirilmesi gerekir. Bunun yanı sıra söz konusu ülkenin makroekonomik istikrarsızlık, yanlış teşvik politikaları, yapısal sorunlar, yolsuzluklar gibi olumsuzluklara maruz kalmamasının büyük önemi vardır.

Peki, dış borç stokunun aşırı yükselmesi neden büyümeyi olumsuz yönde etkiler?

Bu konuyla ilgili belki de en iyi açıklama borç sarkması “debt overhang” kavramından geliyor. Buna göre eğer bir ülkenin borç servisi kapasitesi üzerinde kuşkular doğarsa yatırım eğilimi düşmeye başlar. Çünkü borç stoku arttıkça borç servisinin aksaması olasılığı yükselmektedir. Beklenen borç servisi ile dış borç stoku arasındaki parabolik ilişkinin pozitif eğimli kısmında beklenen borç servisi borç stoku ile birlikte artmakla birlikte, belli bir borç stoku düzeyinden sonra durum tersine dönmekte, stok daha da arttıkça, beklenen borç servisi azalmakta, bir başka deyişle borç servisinin aksama olasılığı artmaktadır. Literatürde, beklenen borç servisi ile borç stoku arasındaki ilişkiyi gösteren eğriye Laffer Eğrisi denmektedir.

Borçlanma-büyüme ilişkisi ile ilgili olarak Uluslararası Para Fonu (IMF) Araştırma bölümünde yapılan bir inceleme (1) sonuçlarına bu noktada kısaca bakmakta fayda var. Söz konusu incelemede 30 yıllık bir dönemde yüz civarında gelişmekte olan ülke verileri mercek altına yatırılmış. Sonuçlar ilginç şöyle ki:

  1. Belli bir borç oranına kadar dış borçlanma büyümeyi olumlu yönde etkilemekte, ancak söz konusu düzey aşıldıktan sonra ilave borçlanmanın büyümeye marjinal etkisi negatife dönmektedir.
  2. İlave borçlanmanın büyümeye marjinal etkisi negatife döndükten sonra borçlanmaya devam edilmesi durumunda, erişilecek kritik bir düzeyden sonra ise ilave borçlanmanın büyümeye etkisi bu sefer negatife dönmektedir. Söz konusu kritik düzeyde brüt dış borç stoku/GSYİH oranının yüzde 35-40 aralığında, brüt dış borç stoku/ihracat oranının ise yüzde 160-170 aralığında olabileceği ileri sürülmektedir.

Yukarıdaki kısa açıklamalarımızdan yola çıkarak Türkiye’nin durumuna baktığımız zaman karşımıza oldukça endişe verici bir tablo çıkıyor. Zira bugün Türkiye’nin brüt dış borç stoku/GSYİH oranı yüzde 61.5 civarında, brüt dış borç stoku/ihracat oranı  yüzde 220 mertebesinde iken TCMB net döviz rezervleri eksi 50 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.

Aslında bu olumsuz manzara bana göre çok da şaşırtıcı değil. Ülkemizde kişi başına düşen milli gelir (USD) son on yıldır artmıyor; hatta son üç yıldır kur gelişmelerine bağlı olarak geriliyor. “Orta Gelir Tuzağı” denilen sarmalın içinden çıkamadığımız gibi çıkmamız da giderek zorlaşıyor. Türkiye, ne yazık ki, iktisat literatürüne “temel günah” olarak geçen ekonomi politikasını yıllardır, gelişmelerden hiç ders almadan işledi. Bir başka deyişle, yabancı para cinsinden gittikçe artan oranda borçlanarak sağlanan kaynakları doğru alanlarda kullanamadı veya kullanmasını bilemedi. Yıllar boyunca yapılan dış borçlanmaların yönlendirilmesinde yanlış tercihlerin yapılması, kaynaklar/harcamalar dengesinin zerre kadar gözetilmemesi, yatırımların sektörel dağılımında verimlilik, dış ticaret dengesine katkı ve işgücü yaratma potansiyeli gibi önemli parametrelerin göz ardı edilmesi ve nihayet Corona virüsünün yol açtığı salgın ekonomiyi iyice zora soktu. Ekonominin katma değer yaratma gücü neredeyse dibe vurdu. Büyümeye, toplam faktör verimliliğinden katkı gelmez oldu. Gelir dağılımı iyice bozuldu.

İşler bu noktaya gelmişken, KÖİ modeli ile yapılan altyapı yatırımlarına verilen döviz cinsinden garantilerin bütçe dengelerini nasıl giderek daha fazla bozduğu ortada iken, egemen siyasetin hala Kanal İstanbul gibi yapılabilirliği son derece tartışmalı devasa bir projede ısrarlı olmasını anlamak mümkün değil. Bu zihin yapısını ülke için fevkalade tehlikeli buluyorum.

Nereden bakılırsa bakılsın, bugün Türkiye’nin toplam dış borç stoku aşırı yüksektir. Borç servisinde sıkıntılar ile karşılaşılması olasılığı vardır. Sürdürülebilir ve tatmin edici bir kalkınma çizgisini yakalamak zordur. İhvan eksenli olması yanı sıra ekonomik ve teknolojik gerçeklerden kopuk dış politika çizgisi ekonomiye zarar vermektedir. Ülkemiz yabancı sermaye yatırımları bağlamında cazibesini büyük ölçüde kaybetmiştir. Ve maalesef, Türkiye’yi yönetenlerin tercih ve öncelikleri bugünün dünyasının hızla değişen dinamikleriyle örtüşmemektedir.

Türkiye’nin, karşı karşıya bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtulabilmesi için yapılması gerekenleri idrak edebilmek için alim olmak gerekmiyor. Ekonomiden, kaynaklar/harcamalar dengesinden, borçlanma-büyüme ilişkisinden, sürdürülebilir kalkınmadan biraz anlayan bir vatandaş yapılması gerekenleri fazla zorlanmadan alt alta yazabilir.

Ancak egemen siyaset bunu yapabilir mi, doğrusu emin değilim.

 

(1): Catherine Pattilon, Helene Poirson, Luca Ricci, “External Debt and Growth”, Finance and Development, June 2002.

 

Ali Tigrel

Sosyal Medya

Bizi takip edin, birlikte daha güçlüyüz...